18 Şubat 2013 Pazartesi

Pozitivizm (Olguculuk) Nedir, Ne Demektir?

Pozitivizm (Olguculuk) Nedir, Ne Demektir?

Pozitivizm modern bilimi temel alan bilim dışı her türlü spekülasyonu reddeden bir felsefe akımıdır. Bu felsefi görüşe göre, dış dünyayı yalnızca duyu deneyi yoluyla bilebiliriz. İnsan için önemli olan olguları ve bunlar arasında var olan değişmez ilişkileri araştırmak ve ortaya koymaktır.

Rönesans'la başlayan ve 18. yy Aydınlanma Çağı ile devam eden süreç 19. yy. da pozitivizmi ortaya çıkarmıştır. İnsan bu çağda kalıplardan kurtulmuş, aklın özgürleşme yolu açılmıştır. Bu anlayışa göre akıl doğanın işleyiş yasalarını bulmakla yükümlüdür. Pozitivizmin ilk temsilcisi Saint Simon (Sen Simon, 1760-1825) olup bu düşünceyi sistemli bir felsefe haline getiren Auguste Comte (Ogüst Komt) olmuştur.
 

Auguste Comte ve Pozitivizm
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Kritisizm (Eleştiricilik) Nedir, Ne Demektir?


Kritisizm (Eleştiricilik) Nedir, Ne Demektir?

Doğru bilgiye sadece akılla ulaşılabileceğini iddia eden rasyonalizm ve duyularla elde edileceğini söyleyen ampirizmi eleştirdiği için kritisizm adı verilmiştir.

Felsefesini hem empirizme hem de rasyonalizme dayandıran kritisizm doğru bilgiye ulaşabilmemiz için deney, gözlem ve aklın bir arada bulunması gerektiğini savunan bir öğretidir. Aynı zamanda insan zihninin güçlerine ve insanın neyi bilip bilemeyeceğine ilişkin bir araştırmadan meydana gelen felsefi yaklaşımdır.

Kurucusu Kant'tır.

Immanuel Kant ve Kritisizm
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Ampirizm (Empirizm, Deneycilik) Nedir, Ne Demektir?


Ampirizm (Empirizm, Deneycilik) Nedir, Ne Demektir?

Ampirizm, bilgimizin kaynağında, yalnızca deneyin bulunduğunu söyleyen akımdır. Ampirizme göre insan aklında doğuştan gelen hiçbir bilgi yoktur. Başka bir deyişle mantık ilkeleri ya da  düşünmenin yasaları da denilen; özdeşlik, çelişmezlik, yeter neden, üçüncü halin olanaksızlığı ilkeleri; matematikteki kavramlar; tanrı fikri vb. aklımızda doğuştan hiçbir bilgi yoktur. İnsan zihni doğuştan boş bir levha gibidir. Yine ampirizme göre sahip olduğumuz tüm bilgilerimizi deney ve gözlemlerle, duyular aracılığı ile elde ederiz. Çocuk, sobanın yada ateşin sıcak olduğunu ve kendisini yakabileceği bilgisine deney ve gözlem aracılığı ile ulaşır.

Ampirizmin ilk ve en yalın biçimini İlk Çağ filozoflarından Epikuros (M.Ö.341-270)'ta görürüz. Epikuros , “Mühür, bal mumuna nasıl tıpatıp kendi izini bırakırsa eşya da bizde belli izler bırakır.” sözüyle bilgilerin ilk kaynağının duyu olduğunu savunmuştur. Ona göre bizi yanıltan duyular değil, aklın eklediği yargılardır.

Empirizmin iki ünlü temsilcisi vardır: biri kurucusu da sayılan John Locke diğeri David Hume'dur.
 
John Locke ve Ampirizm  
David Hume ve Ampirizm                                                             
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Rasyonalizm (Akılcılık) Nedir, Ne Demektir?

Rasyonalizm (Akılcılık) Nedir, Ne Demektir?

Rasyonalizm (akılcılık, usçuluk) kavramını günlük dildeki anlamı ile felsefedeki anlamı farklıdır. Günlük dilde rasyonalizm; akıl ve mantık süzgecinden geçmemiş görüşleri kabul etmemek, önyargılardan ve duygusal saplantılardan arınmış olmak anlamına gelir.

Felsefede ise rasyonalizm, doğru bilginin kaynağının akıl olduğunu savunan görüştür. Rasyonalizm; bilginin doğuştan gelen akıl ve onun bir görevi olan düşünme gücü ile meydana geldiğini benimser ve doğru bilginin kaynağını da duyularda değil, akılda gören öğretidir. Ona göre aklımız doğuştan birtakım ilkeler ve yetilerle donatılmıştır. Evreni oluşturan tüm nesneler hakkında kesin bilgi edinmemiz için yalnızca bu ilkelere uygun biçimde mantığımızı kullanmamız yeterlidir. Rasyonalistlere göre matematik ve mantık bilgileri akılsal (ussal) olduğu için, değişmeyen, herkes içindoğru bilgilerdir. Filozoflar da aynı yöntemle evrenle ilgili tüm gerçekleri bilebilir.Felsefe tarihinde İlk Çağdan bu yana bilgi konusunda, temelde rasyonalist görüşü savunan ancak farklı yaklaşımları olan birçok filozof vardır.
 
Sokrates ve rasyonalizmPlaton ve rasyonalizmAristoteles ve rasyonalizm
Farabi ve rasyonalizmDescartes ve rasyonalizmHegel ve rasyonalizm
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Kuşkuculuk (Septisizm) Nedir, Ne Demektir?

Kuşkuculuk (Septisizm) Nedir, Ne Demektir?

Genel geçer doğru bilginin insan için olanaksız olduğunu dile getiren akıma, kuşkuculuk (septisizm) adı verilir. Bu akımın önde gelen temsilcileri, İlk Çağ felsefesinde Phyrrhon (Piron, M.Ö. 365 - 275), Timon (M.Ö. 320-230), Arkesilaus (M.Ö. 216-241) ve Karneades (M.Ö. 214-129)'tir. Septisizm denilince bilgi, varlık ve değerin var olduğundan şüphe eden ve bunların bilgisine ulaşılabileceğine kuşkuyla bakan felsefe anlaşılır. Bu anlayışa göre; duyularımızın bize sağladığı bilgi karmaşıktır, atlatıcıdır, değişkendir. Oysa doğru bilginin mutlak, açık ve genel geçer bir bilgi olması gerekir.

Şüpheyi bir sistem olarak ortaya koyan ilk filozof Phyrrhon'dur. Bu yüzden septisizme Pyrrhonizm de denir. Ona göre varlıkların bizzat kendilerini hiçbir zaman bilinemez. Biz, varlıkları yalnızca bize göründükleri şekliyle bilebiliriz ve bu görünüşlerin ötesine geçemeyiz. Varlıkların, nesnelerin ne oldukları insan için bilinmez bir konudur. Pyrrhon'a göre, bilgimizin kaynağı duyumdur. Duyumlar ise sübjektif (öznel) olup, kişiden kişiye farklılık gösterir. Dolayısıyla sübjektif duyumlardan hareketle, objektif (nesnel) bir gerçekliğin bilgisine varılamaz.

Phyrrhon'un bu görüşleri, daha sonra öğrencisi Timon ve Aenesidemos (Enesidemos, M.S. 1. yüzyıl) temellendirilerek ayrıntılı hâle getirilmiştir. Bu kanıtlardan bazıları şunlardır:

1. İnsanlarda bazı yapısal farklılıklar vardır.
2. Duyu organları, insandan insana farklılık gösterir.
3. Farklı koşullar özneyi farklı şekilde etkiler.
4. Nesnelerin yeri ve uzaklığı, duyumu olumsuz bir biçimde etkiler.
5. Yasaların, gelenek ve göreneklerin insanların üzerinde farklı etkileri olur.

Sıralanan bu nedenlerden dolayı, aynı şeyler farklı insanlara, farklı şekillerde görünebileceği için doğru bilgiye ulaşmak mümkün değildir. 

Arkesilaus, duyular ve akıl yoluyla elde edilen bilginin genel geçer bilgi olduğuna inanmamız için kanıtın bulunmadığını savunur. Ona göre; “Doğru dediğimiz bilgiler gerçekten doğru değil, doğruya benzer bilgilerdir.” Karneades'e göre de “Doğru için elimizde güvenilir bir ölçüt yok, bütün bilgilerimiz yalnızca olasılık değerindedir, kesin bilgi değildir.”

Görüldüğü gibi septisizm, insan zihninin kesin bilgiye ulaşamayacağını, gerçeğin özünü bilemeyeceğini, bunun için herhangi bir konuda özellikle ana madde, tanrı, ruh gibi konularda olumlu yada olumsuz yargıda bulunmanın yersiz olduğunu ileri süren bir öğretidir.

Septisizm hakkında yanlış anlaşılmaları gidermek için birkaç noktanın açıklanmasında yarar vardır. Septisizm gerçeği bütünüyle inkâr etmek değildir. İnkâr etmek bir yargıda bulunmak olacağından septik filozoflar, hiçbir konuda kesin yargıda bulunmazlar. Ayrıca septik filozofların ileri sürdükleri görüşler gündelik olaylarla ve pratik işlerle ilgili değil, felsefi gerçeklikler ve ilkelerle ilgilidir.

Septiklerin şüphe anlayışını Descartes'ın şüphe yöntemiyle karıştırmamak gerekir. Çünkü septiklerde şüphe amaçtır; (doğru bilgiye ulaşma mümkün değildir) Descartes'ta ise doğru ve kesin bilgiye ulaşmak için bir araç ve yöntemdir. Descartes, insan için kesin ve mutlak bir bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu savunur. İşte söz konusu kesin ve mutlak bilgiye ulaşmak için, kuşkuyu bir yöntem olarak kullanır.

Günümüzde, bilim ve teknoloji hızla gelişmekte, her bilim dalı alanlarıyla ilgili sayısız doğru bilgi ortaya koymaktadır. Bunun sonucunda “Doğru bilgi mümkün müdür?” sorusu ortadan kalkmış ve septisizm bir felsefi öğreti olarak varlığını koruyamamıştır.
Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı

Eğitim Felsefesi Nedir?


Eğitim Felsefesi Nedir?Eğitim felsefesi diğer felsefi disiplinlerden ayrı olarak, eğitimin amaçlarının meydana getirdiği ana konu üzerinde duran bir felsefi disiplindir. Eğitim felsefesine sosyal yönden bakarsak o, insanların ortak hayatının doğurduğu sorun, kural ve davranış kalıplarının sahip olduğu sosyal boyutlu eğitim olaylarını analiz eden bir alt bilgi dalıdır. Devlet ve hukuk felsefesi açısından eğitim felsefesi ise hukuki-resmî olarak uygulama alanı bulan eğitim ve öğretimin ana ilke ve metotlarını eleştiren bir felsefi yaklaşım tarzıdır.

Eğitim felsefesi dar anlamı içerisinde eğitimle ilgili düşünce ve uygulamaları analiz ederek yorumlayan ve bu yorumlara uygun olarak eğitimi yeniden sistemleştirmeye çalışan felsefi bir disiplindir. Fakat genel anlamı içinde eğitim felsefesi, insan ve insanlığın tarihî, sosyal ve kültürel varlık problemlerini inceleyen, buradan elde ettiği bulgularla insanı özel çevre ve evrensel ölçülerle tanımlayan, sonuç olarak da bu tanıma uygun olarak bir eğitim anlayışı öneren bilgi alanıdır.

Batı düşünce tarihi içinde insan zihninin insana çevrilmesi, yani insan üzerine düşünmeye başlaması çok eskiye dayanmaktadır. İnsanın, insanlarca başlı başına bir değer olarak ele alınışı, sofistlerde ve özellikle de Sokrates felsefesinde ayrıntılı olarak görülebilmektedir. Örneğin Sokrates felsefesindeki düşünsel çaba, bir bakıma insanın yeniden keşfedilmesini amaçlamaktadır. Bu zamanda insan, evrenin merkezinde tutulmuş ve ona değer atfedilmiştir. Sofistlerde ve Sokrates felsefesinde açıkça görülen bu insana yöneliş, onlardan sonraki felsefe ekollerinde de devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

Eğitim felsefesinin temelini, insanların diğer hayvanlardan ayrılmasına neden olan özellikleri atmaktadır. Bu özellikler, insanın temel yapıları olan biyo-psişik ve biyo-sosyal durumlarıdır. Daha da açmak gerekirse, insanı insan yapan özellikler, onun bedensel, zihinsel, sosyal ve kendini bilen yönlerinde belirmektedir. Sonuç olarak, insanları diğer canlılardan ayıran en temel mahiyet, onun bu özelliklerinden kaynaklanır.

İşte eğitim felsefesi; insanın yukarıda saydığımız bireysel özelliklerini, kültürel ve fiziksel çevresini ve bunların aralarındaki ilişkiyi inceleyerek tanımlamakta ve açıklamakta ve açıklamaya uygun olarak belli bir eğitim düşüncesi geliştirmeye çalışmaktadır.
Lütfen Aşağıdaki Bilgilere de Bakınız:
 

  • Sokrates ve Eğitim Felsefesi
  • Platon ve Eğitim Felsefesi
  • Aristoteles ve Eğitim Felsefesi


  • Derleyen: Sosyolog Ömer YILDIRIM
    Kaynak: Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 4. Sınıf "Eğitim Sosyolojisi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); Prof. Dr. Hüseyin Akyüz - Eğitim Sosyolojisinin Temel Kavram ve Alanları Üzerine Bir Araştırma

    Din Felsefesi

    Din Felsefesi Nedir?Din; bilim ve sanat gibi temel insani kurumlardan birisidir. Din felsefesi, felsefe terminolojisine geç girmiş de olsa, felsefenin din üzerinde düşünmesi, felsefenin kendisi kadar eskidir.

    Din felsefesi en basit anlamda; din üzerine düşünmek, dini bütün elemanlarıyla beraber (inanç türleri, öğretileri, iddiaları ve tanrı gibi temel kavramlar vb.)  eleştirel, tutarlı, sistemli ve akılsal olarak inceleme konusu yapmaktır.

    Din felsefesi din kavramını, en ilkel dini yapılardan (animizm, totemizm vb.) en gelişmiş dinlere kadar (Hıristiyanlık, İslam vb.) çok geniş bir çerçevede ele almaktadır.
    Lütfen Aşağıdaki Bilgilere de Bakınız:
     

  • Felsefenin ve Dinin Tanımı
  • Felsefe ve Din Felsefesi
  • Tanrı Kavramı ve Dinlerin Tanrı Anlayışı
  • Tanrının Varlığı Konusunda Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Ontolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Kozmolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Teleolojik Kanıtlar
  • Tanrının Varlığına Dair Ahlaki Kanıtlar
  • Tanrının Varlığı ve Dinsel Deneyimler
  • Din ve Mucize Kavramı


  • Bu Başlık Altındaki Açıklamalarda Kullanılan Temel Kaynaklar
    - Philosophy of Religion –Thinking About Faith- C.Stephen Evans -InterVarsity Press 2001-184 sahife
    - The Word of God and the Mind of Man – Ronald H. Nash P and R Publishing 1992 –135 sahife
    - Din Felsefesi- Prof.Dr.Mehmet S.Aydın – İzmir İlahiyat vakfı yayınları 1999- 362 sahife
    - Tanrı Sorunu – Prof. Dr. Necip Taylan- Şehir Yayınları 1998-289 sahife
    - Felsefi Düşünceye Çağrı – Doç.Dr.Mevlüt Uyanık- Elis Yayınları 2003 – 309 sahife
    - Din Üzerine- David Hume –
    - Tanrı ve Felsefe –Etienne Gilson- Birleşik Yayıncılık 1999- 120 sahife
    - Felsefenin Arka Merdiveni-
    - Felsefenin Öyküsü-Will Durant- İz Yayıncılık 2002 –519 sahife
    - Din Felsefesi Yapmak – Wittgenstein ve Kierkegaard’dan hareketle- Anka Yayınları 2002-278 sahife
    - Philosophy- Jay Stevenson-Alpha 2002-312 sahife

    (Dr. R.C. Sproul’un The Consequences of Ideas kitabının Türkçe tercümesi Din Felsefesi ana metni olarak Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın ve Prof. Dr. Necip Taylan’ın kitabı ile birlikte bu çalışma notları için kullanılmaktadır.)

    Derleyen:
     Sosyolog Ömer YILDIRIM